YANSI: Hatice Nihal Çetin

             Hatice Nihal Çetin'in ilk kişisel sergisi benim için köklerime bir yolculuk gibiydi. Pamukkale Üniversitesi son sınıf öğrencisi Nihal Hanımın bundan sonra ki sanat yaşamında daha da başarılı olacağına şüphem yok. Sergi düzeni ve izleyiciye verdiği etki son derece başarılı. Mitoloji gibi zor bir alandan beslense de bunu özgün bir eksende göstermiş. Derin bir araştırma serginin alt metnini oluşturuyor. Öğrenmeyi sevenler için sergi metinleri izleyiciye katkı sağlıyor. Görsel olarak da İzleyicinin bilinçaltındaki anlamlarına dokunuyor veya unuttuğu köklerinde yer edinmiş olanları yüzeye çıkarıp bir sorgulama ve tanıklık sağlıyor. 

           Sergi girişinde izleyicileri karşılayan kilim "Kırmızı Boşluk" derin bir seslenişi ifade etse de bende bir insan formu izlenimi verdi. Tıpkı bu dünyada ki varlığımız gibi görünmez iplerle tüm insanlığın bağlı oluşu gibi. İnsanın ve doğanın sanatsal iz düşümü. Tüm metinleri sizlere aktarmak istedim. Sanat İlhamlı da sizlerle, iyi seyirler!

YANSI - Köklerin Uğultusu

« Bu sergi, Türk kültürünün binlerce yıllık ritüelini, motif dilini ve sözsüz hafızasını modern malzemeler ve çağdaş bir anlatıyla yeniden kurma çabasıdır. Saç, taş, kilim, keten, kurşun, kırmızı boya, kazıma ve iplik...

Hepsi kadim bir belleğin farklı alanlarda bıraktığı izleri bugüne taşıyan araçlardır. Bu sergide her eser, bir ritüelin yeniden doğmuş halidir. Koruma, doğurganlık, hafıza, akış, dönüşüm, kayboluş ve onarım... Hepsi görünmez bir kat üzerinde birbirine bağlanır.

Bu üretimlerde geleneksel formlar nostaljik bir temsil olarak değil; yaşayan, değişen ve silikleşse de direnmeye devam eden bir kültürel beden olarak ele alınır.

Her motif, her çizik, her örgü ve her kazıma, tarihin sesini bugünün gözüne taşımaya çalışır.» 

YANSI - Kırmızı Boşluk

« Bu enstalasyon, Anadolu kadınının binlerce yıldır sessiz bir alfabe olarak kullandığı kilim dokuma geleneğini, yazılı metinle (keten) ve görsel kopuşla (boşluk) birleştirilerek sosyolojik ve psikolojik bir kazı alanı yaratır. Eser dokuma tezgahından çıkan ham sürecin, 12 parçalık bir yaşam döngüsüne dönüşmesini ve nihayetinde kültürel aktarımın kesintiye uğradığı o kritik "kopuş" anını betimler. 

Eserdeki her bir parça, kadının konuşmadığı anlarda devreye giren piktografik (resim-yazı) bir dildir. Keten kumaş üzerine basılan metinler, kilimdeki Eli Belinde, Muska, Pıtrak ve Su Yolu gibi motiflerin içsel tercümesini yapar. 

Eserin 12 parçadan oluşması, zamanın döngüselliğine ( 12 ay, 12 burç) ve tamamlanmış bir ömre atıftır. Ketenin kırılganlığı ve kilimin sertliği arasındaki gerilim, nesillerin uyuşmazlığını simgeler. Metinlerde geçen "kirkitin her vuruşu, sustuklarımın yankısıdır" ifadesi, bu malzemelerin sadece fiziksel değil, işitsel bir hafıza taşıdığını da vurgular. Sanatçı, bedeni ve ruhu tezgahtaki çözgü ve atkı gibi birbirine sürtünen iki zıt güç olarak ele alır.

Enstalasyonu finalinde, iki uzun kilim parçasının kırmızı bir iple birleştirilmeye çalışıldığı ancak aradaki açıklığın (boşluğun) giderek arttığı görülür. Kırmızı ip, Türk mitolojisinde kaderi ve kan bağını simgelerken; burada işlevini yitirmekte olan, gerilmiş ve kopmak üzere olan bir bağı temsil eder. Bu artan boşluk, modernite ile gelenek, anne ile kız, geçmiş ile gelecek arasındaki "onarılmaz yarığı" görselleştirir.  Sanatçı burada "Ben yünleri birbirine bağlamadım; hayatımın kırık yerlerini onardım" dese de, son parça onarımın imkansızlığını ve kaçınılmaz vedayı yüzümüze çarpar.» 

YANSI - Örülü Zırh
« Bu enstalasyon, Anadolu halk kültürünün kadim koruma nesnesi "üzerlik" (Peganum Harmala) formunu; Türk tarihinde bir kültürel dil, kimlik belgesi ve güç sembolü olan saç materyali ile yeniden inşa etmektir. Eser, bitkisel bir tohumdan türetilen savunma kalkanını, binlerce yıllık tarihsel kodları taşıyan saç örgüleriyle birleştirerek, bedensel ve toplumsal hafızanın koruyucu gücünü sorgular.
Çalışmanın temel yapıtaşı olan örgüleri, sadece estetik bir öğe değil, Türk boylarının ( Hun, Göktürk, Selçuklu, Oğuz) sosyal statülerini ve savaşçı kimliklerini mühürleyen bir manifestodur. Eser, Göktürklerin saçı " güç taşıyan bir nesne" olarak görülmesi ve Kırgızların " Niyaz Saçı" ritüelinde olduğu gibi saçı saklayarak nazardan koruma inancını, çağdaş bir toplum formunda görselleştirir.

Eserdeki örgü sayısı tesadüfi değildir. Türk kültüründe "40 sayısı", bir tamamlanma ve olgunlaşma döngüsünü (kırkı çıkmak, ergenlik, analık) temsil ederken; "41 sayısı" dul kalma veya geçiş durumlarını, tekillik ve yalnızlığı imler (Uygur geleneği) Eserde 40 örgü kullanılarak "tamamlanmışlık", "bütünlük" ve " toplumsal güç" merkeze alınmıştır. Uygur kodlarında çift sayıların (evlilik/ birlik) bereketi temsil etmesi gibi bu 40 örgüde kaostan arınmış tamamlanmış bir koruma kalkanı sunar

Geleneksel üzerliklerin geometrik yapısı, eserde dikey bir hiyerarşi ile kurgulanmıştır. Eserin zirvesinde ham keten üzerine işlenen üçgen göz motif, yapıtın ruhani bekçisi olarak konumlanır. Anadolu geleneğinin kem gözü kırma refleksini taşıyan bu form, kötü enerjiyi dağıtan ilk savunma hattını oluşturur. Bu hattın devamında, merkez boşluğa yerleştirilen keten eli belinde motifi doğurganlığı ve anaç direnci simgeler. Örgülerin arasına bağlanan kumaşalar adak geleneğine atıfta bulunurken uçlardaki deniz kabukları ve boncuklar, şamanik bir ritüel olan "sesle kötü ruhları kovma" eylemini sürdürür. Bu çalışma, Hun Tarzı'ndan Anadolu Yörüklerine uzanan saçın hikayesini, nazara karşı örülmüş bir zırh olarak mekanın hafızasına işler.» 


YANSI - Direniş / I
« Bu seri, geleneksel ile moderni, analog ile dijitali, yok oluş ile  direnişi aynı düzlemde buluşturarak; kültürel mirasın günümüzdeki kırılgan durumunu, sorgular. Sanatçı, teknik bir hatayı kavramsal bir metafora dönüştürerek, unutulmaya yüz tutmuş, Proto- Türk kaya resimlerinin silikleşen hafızasını görselleştirir. 

Eserlerin zeminini oluşturan mavi kayalar, asetat, kağıdının tansfer  baskı yöntemiyle aktarılmıştır. Bu süreçte yazıcıdan kaynaklanan parazitler ve silikleşmeler, sanatçı tarafından bilinçli olarak korunmuştur. Bu deformasyon, kaya resimlerinin zamanla, doğa koşullarıyla ve modern dünyanın ilgisizliğiyle nasıl aşındığını ve kültürel belleğin nasıl parazitlenip okunamaz hale geldiğini simgeler. Mavi renk, burada hafızanın soğumasını ve uzaklaşmasını imler.

YANSI - Direniş / II
Silikleşen bu mirasın üzerinde beliren kırmızı figürler, linol baskı tekniğinin net ve keskin hatlarıyla oluşturulmuştur. Bu figürler, kültürel yozlaşmanın ve yok oluşun farkında olan bu mirası kurtarmaya çalışan aktif öznelerdir. Kırmızının Türk mitolojisindeki koruyuculuğu (Al Ruhu) ve yaşamsal enerjisini, bu figürleri birer kültür muhafazasına dönüştürür. Ellerinde tuttukları ve sanatçı tarafından elle çizilen motifler, kurtarılan son kültürel kodlardır. 

Sanatçının kağıt yüzeyine fiziksel olarak müdahale edip diktiği kırmızı ipler, burada sadece bir çizgi değil; kopmaya olan bağı onarmaya çalışan fiziksel bir çaba ve emektir. Türk kültüründe bağlamak, düğümlemek eylemleri büyüsel ve koruyucu bir anlam taşır. Sanatçı, dijital / mekanik bir yolla bozulan (mavi kaya) hafızayı, ilkel ve bedensel bir yöntemle (dikiş) onarmaya çalışmaktadır. Bu eylem, kültürel aktarımın ancak farkındalık ve emekle mümkün olabileceğinin manifestosudur.» 




YANSI - Al ve Gölge
« Bir dört parçalı seri; Türk kültür tarihinin ontolojik temeli olan "At Kültü" nü ,  Proto -Türk kaya resimlerinin ikonografik dili ve Al (Kırmızı)  renginin kutsiyeti üzerinden yeniden kurgular, Sanatçı, at figürlerini monokrom (siyah- beyaz) bir paletle betimleyerek onları zamansızlaştırırken; üzerlerine işlediği kırmızı petrogliflerle (kaya resimleri) bu figürleri tarihsel birer belgeye, yaşayan birer taşa dönüştürür. 

Türk kozmolojisinde at sadece bir binek hayvanı değil " Türk'ün kanadı" ve ruhsal bir yoldaştır. Şamanizmde at, şamanı yeraltına veya gökyüzüne taşıyan bir ruh rehberi varlıktır. Eserdeki atların siyah - beyaz (kül rengi) betimlenmesi, onların fiziksel dünyadan ziyade ruhlar alemine veya belleğin derinliklerine ait olduğuna imler.

Eserin en çarpıcı unsuru olan kırmızı çizgiler, Türk mitolojisindeki Al Ruhu ( Al Karısı / Al Basması gibi kavramların kökeni) ve Kutsal Ocak ( Ateş) inancıyla ilişkilidir. Eski Türklerde kırmızı ( kızıl / al), yaşam gücünü, kanı ve kötü ruhlardan korunmayı simgeler. Kaya resimlerinde ( Saymalıtaş, Tamgalı) kullanılan aşı boyasının (ohra) kırmızı olması tesadüf değildir. Bu renk, taşa kazınan dileğin canlanmasını sağlar. Sanatçı, grileşmiş bir geçmişin (atın) üzerine kırmızı bir mühür vurarak, o kültürel mirası bugüne taşır ve canlandırır.

Atların üzerine çizilen kırmızı lineer formlar, güneş kursları ve şamanik figürler; Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan Proto - Türk kaya sanatı geleneğinin ( Petroglifler) birer yansımasıdır. Sanatçı burada tuval yüzeyini bir mağara duvarı veya kaya yüzeyi gibi kullanmıştır. Altın bedeni, tarihinin yazıldığı bir yazı haline gelmiştir. Bu kırmızı izler, atın sadece biyolojik bir canlı değil üzerinde binlerce yıllık bir kültürü taşıyan taşıyıcı bir özne olduğunu vurgular.» 




YANSI: Denge
« Bu çalışma, Türk efsanelerin en kutsal rehberi olan 'Al Geyik' ile Anadolu kilimlerinin sessiz dilini bir araya getiriyor. Üç parçadan oluşan eser, yaşamı durgun bir hal olarak değil; zıtlıklar arasında sürekli devam eden bir akış olarak anlatır. Türk inanışında geyik; yer ile gök arasında bir haberci, yaşam enerjisi yani 'Kut'un kaynağıdır. Figürlerin arkasındaki altın renkli daireler Güneş'i, Ay'ı ve şaman davulunu temsil ederken; geyiklerin duruşu izleyiciyi bu kutsal yolculuğun içine çeker.

Eserin asıl hikayesi, geyiklerin üzerindeki motiflerde saklıdır:

Sol Panel (Dişil Güç):
Buradaki geyik, ' Eli Belinde' motifleriyle işlenmiştir. Bu motif analığı, bereketi ve ' Umay Ana'nın koruyucu gücünü temsil eder.

Sağ Panel ( Eril Güç):
Sağdaki geyik, 'Koç Boynuzu' motifleriyle mühürlenmiştir. Bu motif gücü, kahramanlığı ve babalığı simgeler.

Orta Panel (Denge ve Yaşam):
  
En önemli nokta burasıdır. Sanatçı, kadın ve erkek (dişil ve eril) enerjinin tam ortasına 'Su Yolu' motifini yerleştirmiştir.

Bu tercih bize şu fısıldar:
Yaşam ne sadece kadındır ne de erkek... Yaşam, bu iki kıyı arasında akan sudur. Gök Geyiği'nin sırtındaki bu hikaye, dengenin durmakta değil su gibi akmakta olduğunu hatırlatır.» 




YANSI: Taş ve Bellek 
« Bu altı parçalı seri, geleneksel kilim sanatının modern dünyadaki görünürlük paradoksunu eleştirel bir dille ele alır. Sanatçı, kilim motiflerini ( Koç Boynuzu, Eli Belinde, Pıtrak vb.) alçı malzemeyle üç boyutlu birer kaya/ fosil formuna dönüştürerek yaşayan bir kültürün nasıl arkeolojik bir buluntuya ve ölü bir nesneye dönüştüğünü simgeler.

Eserlerin arka planında kullanılan canlı renkler ( sarı, kırmızı, turkuaz, yeşil), tüketim toplumunun dikkatini çekmek için kullanılan yapay bir cazibedir. Geleneksel kilimler doğası gereği renklidir. Ancak günümüz insanı bu kültürel renkliliğe körleşmiştir. Sanatçı, izleyicinin dikkatini çekmek için arka planı abartılı derecede canlı boyarken, asıl özne olan motifleri okunması zor kaya formlarına hapsetmiştir. Bu bakmak ile görmek arasındaki farkın eleştirisidir.

 Yumuşak ve bükülebilir bir malzeme olan yün / iplik, bu eserlerde yerini sert ve kırılgan olan alçıya bırakmıştır. Bu malzeme tercihi, kültürel hafızanın fosilleşme sürecini işaret eder. Motifler artık bir dokuma tezgahının ürünü değil, sanki bir mağara duvarının koparılmış veya toprağın altından çıkarılmış antik kalıntılar gibidir. Motiflerin kaya dokusu içinde gizlenmiş olması, kültürel kodların modern insan için ne kadar anlaşılmaz ve uzak hale geldiğini vurgular.» 




YANSI: Saklı
« Bu çalışma, Türk halk inançlarındaki 'Kurşun Dökme' ritüelini ve Şamanizm kökenli  'Ongun' (Totem / Kutsal Hayvan) kültünü, görsel bir bulmaca estetiğiyle birleştirir. Sanatçı, erimiş kurşunla oluşturduğu belirgin motiflerin ( Eli Belinde, Koç Boynuzu, Hayat Ağacı) arkasına ancak dikkatli bir bakışla seçilebilen hayvan arketiplerini gizlemiştir. 

Kurşun dökmek, ani ısı değişimiyle ortaya çıkan formlar üzerinden geleceği okuma ve kişiyi nazardan (kem gözden) arındırma eylemidir. Sanatçı, bu eserde kurşunu rastgele değil kültürel kodları taşıyan motiflere dönüştürerek kullanmıştır. Metalin ağırlığı ve soğukluğu, tuval yüzeyinde kalıcı bir zırh oluşturur. 

Eserin derinliği, ön plandaki motif ile arka plana gizlenmiş ongun arasındaki semiyotik bağda yatar. Türk mitolojisinde her boyun veya kişinin soyundan geldiğine inandığı kutsal bir hayvanı (Ongunu) vardır. Bu hayvanlar genellikle gizlidir, kutsaldır ve koruyucudur.

Eli Belinde & Balık ( Bereket ve Yaşam):
 
Doğurganşığı ve analığı simgeleyen 'Eli Belinde' motifinin arkasına, su kültünü, bolluğu ve yeraltı dünyasının akışkan bilgeliğini temsil eden Balık gizlenmiştir.

Koç Boynuzu & Kuğu ( Güç ve Dönüşüm):
Eril gücü, kahramanlığı ve fiziksel direnci simgeleyen 'Koç Boynuzu'nun gölgesinde; zarafeti, ruhsal dönüşümü ve şamanın göğe yükselirken büründüğü formu temsil eden Kuğu yatar. Bu eşleşme, fiziksel gücün ardındaki ruhsal hafifliği ve tinsel yolculuğu imler.

Hayat Ağacı & Kartal ( Kozmik Hakimiyet):
 
Evrenin omurgası olan ve yeryüzü ile gökyüzünü birbirine bağlayan 'Hayat Ağacı' motifine; gökyüzünün hakimi, Gök Tanrı'nın sembolü ve mitolojide bu ağacın zirvesindeki ebedi bekçi olan Kartal eşlik eder.» 


Yansı: Hatice Nihal Çetin 

Yansı: Hatice Nihal Çetin 

YANSI - Umay

« Bu heykel serisi,
 Türk mitolojisindeki kutsal "yer -su"(Iduk Yer- Sub) inancının merkezi olan Altay Dağları'nın morfolojik yapısını veUmay Ana arketipini; çağdaş bir malzeme estetiğiyle yeniden kurgular.

Sanatçı, alçı gibi endüstriyel ve kırılgan bir materyali, ıslak kazıma tekniğiyle biçimlendirip boyayarak  ona doğadaki en sert ve kalıcı form olan kaya dokusunu kazandırmıştır. Bu eylem, bir mimesis (doğayı taklit) ötesinde, kaybolan bir hafızayı elle yeniden inşa etme çabasıdır.

Eser, iki büyük ve ortada bir küçük kütle olmak üzere üç parçadan oluşur. Bu dizilim, Türk mitolojisinde doğurganlığın çocukların ve hayvanların koruyucusu olan Tanrıça Umay'ın ikonografisindeki "üç dilimli taç" formuna doğrudan bir atıftır. Dağ, Türk kozmolojisinde sadece fiziksel bir yükselti değil; gök (Tengri) ile yerin birleştiği eksen olarak kabul edilir.

Heykellerin yüzeyine kazınan figürler, Orta Asya (Saymalıtaş, Tamgalı) kaya resim sanatının karakteristik özelliklerini taşır. Uzun boynuzlu geyik figürü, Şamanizm de ruhları öte aleme taşıyan bir rehber ve gökyüzüyle ilişkilendirilen kutsal bir hayvandır. Diğer kaya yüzeyindeki Güneş Kursu / Şaman Davulu sembolü ise, kozmik döngüyü ve ışığı temsil eder. Sanatçı, bu figürleri malzeme henüz ıslakken (yani şekil almaya müsaitken) kazıyarak, tarihinin akışkanlığına ve belleğin iz bırakabilir doğasına vurgu yapar.

Taş, doğanın milyonlarca yılda oluşturduğu bir bellek deposudur. Sanatçı ise bu zamanı, alçı ve boya ile simüle etmiştir. Eser, izleyiciye şu soruyu sorar:

Kutsal olan taşın kendisi midir, yoksa üzerine kazınan hafıza mı?» 



YANSI - İz
« Bu sergileme, Asya bozkırlarının buzulları altında korunmuş Pazırık ve Tuekta kurganlarının arkeolojik belleğini, Anadolu kilimlerinin sembolik diliyle buluşturur. 
Sergi alanında izleyiciyi, bu buluşmanın iki farklı hali karşılar. Biri maddenin durağanlığına sahip fiziksel kolaj tabloları diğeri ise onları dijital bir yansıma olan video yerleştirmesidir. Bu ikili sunum, geçmişin somut nesnesi ile günümüzün dijital imgesi arasında doğrudan bir diyalog kurmayı amaçlar. 

Fiziksel eserlerde, binlerce yıl öncesinin ahşap ve keçe buluntularındaki figürler, kilim motiflerinin geometrik dokusuyla donmuş bir anın içinde birleşir. Yanındaki video eserde ie bu donmuş an çözülmeye başlar. 

Sanatçı, kurganlardan çıkarılan bu kadim formları statik birer müze nesnesi olmaktan çıkarır. Dijital ortamda kilim motifleri sadece bir zemin değil dağlara ve nehirlere dönüşen canlı bir coğrafya halini alır. Geçmişin donmuş zamanı, dijitalin sonsuz döngüsünde yeniden nefes alır.

Yan yana duran bu eserler izleyiciye şu soruyu sordurur:

Kültürel miras sadece korunması gereken sabit bir madde midir yoksa teknolojiyle her defasında yeniden üretilen yaşayan bir ruh mu?» 


 
Yansı Sergisi Hatırası, Aralık 2025
(Ayşegül Coşkun, Funda Geren Varlık, Ceren Tekin Karagöz,Fatih Tosun, Faden Aybar, Dilay Danacı ve Hatice Nihal Çetin) 


Sanat İlhamlı ⛬

Yorumlar

ÖNE ÇIKANLAR

III- Kitap Sayfalarından Beyaz Perdeye

Genç Ressam Süleyman Erdoğan ile Söyleşi

SANATTA YARATICILIK

Sanat Eğitmeni Sezgi Çağdaş Sağ ile Söyleşi

İSTANBUL' DA ŞİFA BULMAK

Doğukan Çiğdem ile Söyleşi

İlham Veren Öğretmen: ŞEYMA AYDIN ELMAS

Şehrin Dokusu: Heykeller